Türkiye’nin zengin altın rezervleri, ülkeye önemli bir ekonomik katkı sağlaması potansiyeline sahipken, mevcut yapı ve uygulamalar nedeniyle her yıl milyarlarca dolarlık gelirin yabancı sermayeli şirketler aracılığıyla ülke dışına aktığı belirtiliyor. Ülkemizde faaliyette bulunan toplam 88 altın madeninin yaklaşık %80’i yabancı şirketlerin kontrolünde bulunuyor. Bu durum, özellikle ABD, Kanada, İngiltere ve Avustralya merkezli şirketlerin Türkiye’nin altın gelirlerinin “kaymağını” almasına yol açıyor.
Uzmanlar, bu yapı içinde yıllık ortalama 2 milyar doların doğrudan Türkiye ekonomisine entegre olmak yerine, kar transferleri ve vergi avantajları yoluyla yurt dışına çıktığını vurguluyor. Türkiye’deki madencilik sektöründe uygulanan düşük devlet hakkı (royalty) oranları ve özel vergi düzenlemeleri, bu sermaye çıkışının ana nedenleri arasında gösteriliyor.
Türkiye’nin Altın Madenlerinde Kimler Hakim?
Türkiye genelinde işletmede olan 88 altın madeninin büyük çoğunluğu, yani yaklaşık %80’i, yabancı sermayeli şirketlerin mülkiyetinde veya ortaklığında bulunuyor. Bu şirketler arasında özellikle Kuzey Amerika kökenli (ABD ve Kanada) firmalar öne çıkarken, İngiliz ve Avustralyalı yatırımcılar da önemli bir paya sahip. Bu hakimiyet, madenlerden elde edilen yüksek karların, büyük ölçüde bu uluslararası şirketlerin anavatanlarına yönlendirilmesine zemin hazırlıyor.
Yıllık 2 Milyar Dolarlık Kayıp Nereden Kaynaklanıyor?
Türkiye’deki altın madenciliği faaliyetlerinden kaynaklanan bu önemli sermaye çıkışının temelinde birkaç faktör yatıyor:
- Düşük Devlet Hakkı (Royalty) Oranları: Türkiye’de altın madenciliğinden alınan devlet hakkı oranı, uluslararası standartların oldukça altında, sadece %2 seviyesinde uygulanıyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse, altın üretiminde önde gelen bazı ülkelerde bu oranlar çok daha yüksek olabiliyor; örneğin Güney Afrika’da %10-15, Endonezya’da ise %37-45 gibi oranlar görülebiliyor. Bu düşük oran, devletin maden kaynaklarından elde etmesi gereken gelirin önemli bir kısmından vazgeçmesi anlamına geliyor.
- Kar Transferleri ve Vergi Avantajları: Yabancı sermayeli şirketler, elde ettikleri yüksek karları, çeşitli yasal mekanizmalar ve özel vergi avantajları sayesinde kolayca yurt dışına transfer edebiliyor. Bu durum, Türkiye’de üretilen zenginliğin önemli bir bölümünün ülke sınırları içinde kalmasını engelliyor.
- Sektörel İstisnalar: Madencilik sektörüne yönelik zaman zaman tanınan özel kanunlar ve istisnalar da şirketlerin vergi yükünü hafifletirken, bu durum ülke ekonomisine katkı sağlaması gereken potansiyel gelirleri azaltıyor.
Ekonomik ve Çevresel Sonuçlar
Türkiye’nin altın kaynaklarından elde edilen gelirin bu denli büyük bir kısmının ülke dışına akması, hem ulusal ekonominin güçlenmesi potansiyelini kısıtlıyor hem de kaynakların etkin yönetimi konusunda soru işaretleri yaratıyor. Uzmanlar, daha adil bir gelir paylaşımı ve madencilik faaliyetlerinin çevresel etkileri konusunda daha sıkı denetimlerin gerekliliğini vurguluyor. Maden atıklarıyla oluşan asit gölleri ve siyanür kullanımı gibi çevresel riskler de, bu faaliyetlerin uzun vadeli maliyetini artırıyor.
Türkiye’nin yer altı zenginliklerinden elde edilen faydanın maksimize edilmesi ve ulusal refaha daha fazla katkı sağlaması için madencilik politikalarının, devlet hakkı oranlarının ve vergi düzenlemelerinin gözden geçirilmesi gerektiği belirtiliyor. Bu sayede, yabancı sermayenin katkısı korunurken, ülkenin kendi kaynaklarından elde ettiği gelirin yurt içinde kalma oranı artırılarak sürdürülebilir bir ekonomik kalkınmaya destek olunabilir.